Showing posts with label Aricles: Derince. Show all posts
Showing posts with label Aricles: Derince. Show all posts

Sunday, December 28, 2008

Romanya Yerdegisim Gocmenleri – Romanian Turks Exchange Migration

Balkanlar’dan ve Kırım’dan göç eden yüz binlerce muhacir İstanbul sokaklarını doldurmuştu. Sirkeci ve Zeytinburnu garlarının yanı sıra Tuzla, zorlu bir yolculukla gelenlerin konakladığı yerlerdi. http://cumaertesi.zaman.com.tr/?bl=8&hn=5140


1960'lı yıllar gebze osman yılmaz mahallesi eski nedir bilmiyorum ? Bugnkü cadde adı şehit numan dede caddesi. In this photo: Dedem Ve Babaannemin evi Ali Uygun Mürvet Uygun.

1960'lı yıllar gebze tatar mahallesi ! Alpay Yılmaz'ın arşivinden.

Acknowledgement: Thanks to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Newspaper, Izmit-Kocaeli, Turkey. © Copyrighted to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Gazetesi. All Rights Reserved.

Acknowledgement: Thanks to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Newspaper, Izmit-Kocaeli, Turkey. © Copyrighted to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Gazetesi. All Rights Reserved.

Acknowledgement: Thanks to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Newspaper, Izmit-Kocaeli, Turkey. © Copyrighted to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Gazetesi. All Rights Reserved.

Acknowledgement: Thanks to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Newspaper, Izmit-Kocaeli, Turkey. © Copyrighted to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Gazetesi. All Rights Reserved.
Acknowledgement: Thanks to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Newspaper, Izmit-Kocaeli, Turkey. © Copyrighted to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Gazetesi. All Rights Reserved.

Acknowledgement: Thanks to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Newspaper, Izmit-Kocaeli, Turkey. © Copyrighted to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Gazetesi. All Rights Reserved.

Acknowledgement: Thanks to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Newspaper, Izmit-Kocaeli, Turkey. © Copyrighted to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Gazetesi. All Rights Reserved.

Acknowledgement: Thanks to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Newspaper, Izmit-Kocaeli, Turkey. © Copyrighted to Atilla Oral & Ozgur Kocaeli Gazetesi. All Rights Reserved.
Romanya Mübadil Muhacereti ve Romanya Mübadil Muhacirleri yani Romanya Yerdeğişim Göçü & Romanya Yerdeğişim Göçmenleri
Annem rahmetli Necmiye [Ortaç] Kiraz bu göçe zorlananlar arasında. Yaşı beş ya da altı! Bu zorunlu göçe dair ne anımsayabilir! Belki çok şey belki de çok az şey.
Ama göçe zorlanan ailesi Huriye-Halil Ortaç, yakın akrabaları teyzeleri, dayıları, amcaları ve halalarıyla yaşamışsa bu göçü! Çocukluk ve genç kızlık günleri Romanya Göçmenleri gettosunda geçmişse!
Yaşanılan o kötü günleri, zorlamaları, bir gecede “hemen gideceksiniz buralardan!” zorlamalarıyla binlerce korku ve endişe içinde toparlanmaları, silah, dipçik ve süngü ucunda değerli her şeyi kısa sürede der dest edip yola çıkmaları...
Tuna Nehri kıyısında Köstence’ye gidecek kayıklara binmeleri, Köstence Limanı’nda günlerce beklemeleri... Türkiye’den gönderilen Nazım Vapuru’na binişleri... Deniz Yolculuğu’nu... İstanbul Sirkeci’ye varışları...
Kıyımları, hastalıkları, açlığı, susuzluğu, ölümleri, geride kalanları, geride bırakılanları ve varılan yerde açıkta, derme çatma bez çadırlarda günlerce, aylarca yaşamaları ve daha nice öyküleri dinlemişse, yaşamışsa ve çocuklarına da aktarmışsa!
Romanya Mübadil Muhacereti [Yerdeğişim Göçü] başlangıçta, 1930’larda Romanya’nın dayattığı bir Zorunlu Göç’tür [Tehcir]. Ama Bu Tehcir Romanya Toprakları dışınadır; Türkiye’yedir...
Sonraları Türkiye’nin BM’e başvurusu ile Mübadil Muhaceret’e [Yerdeğişim Göçü] dönüştürülür. BM gözetiminde Türkiye & Romanya bir Mübadil Muhaceret [Yerdeğişim Göçü] Anlaşması yapar.
İlginçtir Romanya’dan sürülen Türklere karşılık Türkiye’den Romanya’ya gönderilecek Romen yaşamamaktadır!
Bir yerdeğişim söz konusu olmayınca Zorunlu Romanya Göçmenleri Türkiye’ye varınca yerleşecek bir yer, köy, kasaba ve kent bulamazlar!
Onlar Türkiye’den giden Osmanlı Cemaatleri’nden Ermeni, Rum ve Yahudiler’in terk ettikleri köylere yerleştirilmezler... Aylar süren yaşam perişanlığı yaşarlar...
İstanbul’da... İzmit’te… Adapazarı’nda… Tokat’ta ve diğer yerlerde…
Annemin annesi Huriye Ortaç’ın kardeşlerinden kimisi İstanbul Silivri ve Büyük Kılıçlı Köyü’ne yerleştirilirler. Diğerleri eskilerde İzmit Karamürsel’e günümüzde ise Yalova Altınova’ya bağlı olan Subaşı Köyü’ne.
Annemin ailesi Huriye-Halil Ortaç’lar da İzmit Derince’ye. Annemin babası Halil Ortaç’ın kardeşleri İstanbul’a, İzmit’e, Adapazarı ve Tokat’a gönderilirler.
Göçe zorlananlar annemin ailesinin bağlı olduğu Türkmenler, Kırım Kökenli Tatarlar ve Beyaz Çingeneler’dir. Çocukluğum Derince’deki bu karma Romanya Göçmenleri Gettosu içinde geçti...
Romanya Göçü & Göçmenleri şimdiye dek işlenmemiş, belgelenmemiş bir konudur. Romanya Göçmenleri bir araya gelip örgütlenmemiş ve dernekleşmemişlerdir.
Türkiye-Romanya arasında imzalanan Romanya Mübadil Muhaceret Anlaşması metni, göçe ait görüntüler, belgeler ve yazıya dökülmüş öyküler yoktur.
Romanya Göçü ve Göçmenleri konusunu belki de ilk kez yazı ve belgeye döken kişiyim. “Bir Zamanlar Derince ve Akıp Giden Yıllar” deneme yazımda söz ettim.
Çeşitli araştırmalar yaptım. Belgeler, kitaplar okudum. Onlarca, yüzlerce kişiyle konuştum. Romanya Konsoloslukları ile yazıştım. Deneme yazımı okuyan ve ailesinin Romanya Göçmeni olduğunu yazan onlarca kişiyle yazıştım. Romanya Göçmenleri’nin yerleştirildiği yerleri, köyleri ve kentleri belirledim. Belirlediğim yerlere gittim. Görüntüler aldım. Öyküler dinledim...
İzmit Derince, İzmit Dağköy, Adapazarı Doğançay, Adapazarı Beşevler, İstanbul Silivri ve Büyük Kılıçlı, Yalova Altınova Subaşı & Geyikli’ye gittim...
Bu göçe dair Türkiye & Romanya Mübadil Muhaceret Anlaşaması metni, Romanya’dan Köstence Limanı’na, oradan İstanbul’a ve İstanbul’dan dağıtılan yerlere dek çekilmiş görüntüler, liman geçiş belgeleri, Romanya Vatandaşlık Belgeleri, Liman geçiş izin belgeleri, yol belgeleri, geçiş belgeleri, gıda dağıtım belgeleri, erzak belgeleri...
Belgeler, evraklar, kimlik belgeleri, Muhacir İskan Haneleri Yasa metni ve 1935’lerden günümüze dek görüntülenmiş başka resimler... Sıralananlara başka bilgi ve belgeler de eklenebilir.
Hereke kökenli Atilla Oral’ın Özgür Kocaeli Gazetesi Pazar ekinde çıkan “Kocaeli’de Göçmen İskanı” yazısı ve İzmit’te misyonerlik çalışmaları yapan, İzmit St. Barba Fransız Kilisesi’nde çalışan Conception Misyonerleri’nin çektiği görüntüler dışında…
Misyonerler Romanya’da sürülen Romanya Muhacirleri için Derince [İzmit-Türkiye] yaptırılan Muhacir İskan Haneleri’ne ziyarete gitmişler….
Elimde başka hiçbir bilgi ve belge yok!. Var olan sadece annemin ve annemin anne ve babasının, yakın akrabaların anlattığı öyküler...
Romanya Göçmenleri’nden Kırım kökenli Taralar’ın, Beyaz Çingeneler’in ve çeşitli yerlerde dağıtılmış olan Türkmenlerin anlattıkları öyküler… Bana anlatılanları yazıya döktüm.
Bizlere anlatılanları öyküye, romana, belgesel araştırmalara dökmek gerek.
Derince Ekspres Gazetesi’nde köşeyazıları yazdığım zamanlarda bu göçe uğramış yaşlı kişilerle yaptığım söyleşileri ekledim...
Yazmak gerek. Romanya Göçmenleri’nin çocuk ve torunlarının örgütlenmesi ve bir araya gelmesi gerek.
Saygılar & Sevgiler
Erkan Kirazerkan
******************************************************
Dünden Bugüne Derince, İçimizden Birisi, Fikran Öz
16 Ekim 2004 Salı, Şirintepe-İzmit.
GSM: 0532-613 31 02,
[Yayınlanma Tarihi: Derince Ekspres Gazetesi, 16.10.04].
Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü. Dostum Ferit Toplu eskileri bize aktarabilecek bir yakınım var. Onlara gideriz diyordu. Nasip bayramda ziyaret etmekmiş. Evleri Şimdiki Fevzi Çakmak Caddesi Kuzey, eskilerin üst İstasyon Yolu’nun tam kuzey tarafındaki evin sahibi. Yüzünü görünce tanıdım. Birden çok eskilere, bundan 25 öncelerine gidiverdim.
Biz Nazif, Ahmet Zer, İbrahim Mete ve Mustafa Akın köşedeki Uzunoğlu Kıraathanesi’nin asmalı ve ağaçlı bahçesinde oturduk. O zamanlardan bilirdim. Adı Fikran Öz. Fikri demekmiş Fikran. Derinceli “Tatarlar”dan. Onun öyküsünde Tatarlar ağırlıklı olacak. Kapıyı bize eşi Necmiye hanım açmıştı. Bayramlaştık. Ziyaret sebebimizi Ferit Toplu açıkladı. Kolay değil insanları birden 70 sene öncelerine götürmek. Çocukluk günlerinden söz ettirmek.
Kızları da bayram ziyaretindeymişler. Hepimiz büyüdük. Yüzler değişti. Vücutlar biçim değiştirdi. Beyaz saçlar. Ama yine de tanıdım onları. En küçük kızı dışında. Onu tanımada zorlandım. Evlenmişler her birisi. Elimi öpmeye çalıştı torunlarından birisi.
Solumda saygıdeğer Fikran Öz. Onun yanında eşi Necmiye hanım. Ne hoştu. Annemin adıydı. Sağımda Ferit Toplu. Çay ve kek ikram eden kızları gelip gidiyorlar. Göç öykülerini dinleyeceğiz. Öykü anlatanın öyküsü. Biz sadece aktarmada aracıyız. Derince’nin 1934’lerdeki durumunu yaşayan kişilerden duyacağız. Nerelerden sökün etmişler? Nerelere savrulmuşlar? Nerelerde kök salmışlar? Biz soracağız o anlatacak. Bu kolay değil. Ne nasıldı? Ne zaman ne oldu demek fazla soğuk. İpuçları olmalı. Bir şeyler bir yerlere götürmeli. Birden orada olmalı anlatacak olan. O anları içinde duyumsamalı.
Bir biçimde konu açılıyor. Ara ara olsa da gidiyor gerilere Fikran Öz bey. 1929’de, Romanya’nın Köstence ilinin Karaömer Köyü’nde doğmuş. Babası Akif, annesi; Kafiye. Romanya Köstence Limanı’ndan 6 yaşındayken 1935 senesinin Mayıs ayında Nazım Vapuru ile Derince Limanı’na gelirmişler. Romanya Köstence’den göçmenleri iki vapur almış. Diğer vapurun adı Cumhuriyet Vapuru’ymuş. Cumhuriyet Vapuru yolunu şaşırıp ve Nazım Vapuru’ndan iki hafta kadar geç gelmiş Derince Limanı’na.
Göçmenler Derince’ye gelmeden önce Tuzla’da hamam sokulurlar. Burada tüm göçmenler temizlenir. Bir tür karantina yani. Temizlenme ve denetim sonrası feribotlarla gemiye geri götürülürler. Derince Limanı’na inmelerinden sonra eski Tahıl Silo Depoları’nın arasında kalan manevra hatları üzerindeki tren vagonlarına yerleştirilirler. Burada geçici barınaktayken kendilerine helva, çorba ve belli kuru gıdalar temin edilir.
1935 yılında göçmenlerin beraberlerinde getirdikleri tüm eşyalar İzmit’te Yenicuma Camisi’nin içine konur. O zamanlarda cami kapalıdır. Cami Cuma’dan Cuma’ya açılmaktadır. İsteyenler gidip eşyalarını denetlemektedir. Geçici olarak yerleştirildikleri vagonlardan alınıp İzmit Fevziye Camisi güney tarafında yer alan eski Reji İdaresi’ne ait Tütün Depoları’na yerleştirilirler. Bu sıkıntılı yaşama son verip, ailesini huzura kavuşturmak isteyen baba Akif Öz, İzmit Bağçeşme’de kiralık bir ev tutup oraya taşır aileyi.
Parası olanlar benzer girişimlerde bulunur. Derince’de Muhacir İskan Haneleri’nin 1936’da inşaatları başlar ve 1937 yılında tamamlanır. Anne Kafiye Öz evin bakımını yaparken hastalanır. Şimdiki Devlet Hastanesi’nin başlangıcı olan ve Topçular Mahallesi sırtlarında, şimdiki ilkokulun gerisindeki alanda kurulu olan Millet Hastanesi’ne yatırılır. Kötü koşullarda üşütmüş ve ağır hastalanmış olan anne burada vefat eder.
Romanya Göçmenleri Düzenli Yerleştirme öncesi çeşitli yerlere gönderilirler. Adapazarı’na bağlı Fındıklı ve Elmalı Köyleri ile İzmit’e bağlı Akmeşe, Sarımeşe, Kullar Rahmiye (Karaçalı) Köyleri’ne gönderilirler. Askerden sonra 17 yaşlarındaki Necmiye hanım ile, 1952 yılında evlenir. Esen, Nesrin, Güler adlarında çocukları olur. Dördüncü çocuğunun adını öğrenemedim. Belki de mahremi addetmişti. Çocuklarının adlarını vermek istememişti pek. Umarım çocuklarının adların burada geçmiş olması kendisini üzmez. Petrol Ofisi’nde işe girmesine Fahrettin Toplu vesile olur.
Sevgili Fikran Öz, Büyük Romanya Göçü’nde Derince’ye Tatarlar’la birlikte sadece 5 hane “Romanya Göçmeni” geldiğini, diğer hanelerin 1947 yılında Derince’ye Trakya’dan geldiklerini aktardı. İlginçti. Şaşırtıcıydı. Türkmenler’den hiç söz etmemişti. Hiç zorlamadım. Annemin babası Halil Orataş “Ağa”, eşi “Huriş Hala” ve Elektrik Trafosu kuzeyinde oturan Tunalar, Türkmen gurubunu oluşturmaktaydı. Aynı zamanda aynı vapurlarla gelmişlerdi Derince’ye. Onların göç öyküleri benzerdi. Arada başka savrulmalar vardı. Halil Orataş’ın dahil olduğu Türkmenler, Romanya taraflarına Karaman’ın çeşitli yerlerinden gönderilmişler. Akıncı aileleri olarak.
Halil Orataş ve Huriye Orataş’ın kardeşleri Tutrakan’a bağlı Ahmatlar Köyü’nden ( Stafankaraca) çıkmışlar göçe.
Halil Orataş’ın kardeşleri Trakya’ya Çorlu’ya, Silivri’nin Büyük Kılıçlı Köyü’ne ve Çorum’a gönderilirken, Huriş Hala’nın kız kardeşleri Karamürsel’e bağlı Subaşı Köyü’ne, başka bir gurup da Geyve Vadisi’ndeki Doğançay çevresindeki yerlere yerleştirilmişler. Halil Orataş Derince’den önce bugünkü Kullar’a bağlı Karaçalı bölgesine gönderilmişler ilkin. Daha sonra ise Eski Mezarlık güney tarafı ve Elektrik Trafosu çevresine yerleştirilmişler.
Romanya’dan muhacirler 62-63 karma hane olarak gelirler Derince’ye. Sevgili Fikran Öz, Ferit Toplu’nun yardımı ve anımsatmalarıyla 1935 yılında Derince’ye ayak basmış muhacirleri aşağıdaki gibi sıraladı. Aşağıdaki isim kümelerinde “” içinde olanlar lakapları, X’ler bilinmeyenleri, ()’ler ise açıklayıcı bilgileri içermektedir. Sıralamada eksik bilgileri tamamlamak isteyenlere müteşekkir kalırım.
Derince’nin 1935 Romanya Muhacir Aileleri şunlardır; 01) Kazım X, 02) Refi X, 03) Şefik Erbay (Eski Çarşı’da Musebeci), 04) “Dıgıdık” İbrahim X, 05) “Lüpü” Kerim X, 06) “Koyuncu” Rasim (Koyunlu) Şenol, 07) Hıdır Canbek, 08) Refik Özkal, 09) Zekeriya Yıldırım, 10) (Sülman) Süleyman Toplu, 11) Rıza Talgır, 12) Abdüsselam Caymaz, 13) Mehmet Salih X, 14) Yusuf X, 15) Necip Korel, 16) Kazım Nakuş, 17) “Arabacı” Enver Gündoğdu, 18) Mehmet Demir (Romanya Göçmeni), 19) Sezai Yıldırım, 20) Hamit Aybar, 21) İbrahim X (Sultan Öğretmenin babası), 22) Süleyman Özkay, 23) Cevdet Toplu, 24) Bağış Günaydın (Turan-Burhan Günaydın’ın babası), 25) İsmail Demir (Romanya Göçmeni), 26) “Korucu” Akif Aslı (Romanya Göçmeni), 26) Bilal X, (Romanya Göçmeni), 27) Recep X, 28) (Seytemin) Seyit Emin Tansık, 29) Süleyman X, 30) “Müezzin Ablekim” Abdülhekim X, 31) “Kuyucu” Salih X, 32) Mehmet X (Romanya Göçmeni). 35) Mehmet Ay, 36) Ferhat Demir (Romanya Göçmeni), 37) Abdurrahman Tansık, 38) Müsfire Toplu, 39) İslam Batur, 40) Nuri Çelik, 41) Rasim Toplu, 42) Tevfik Esen, 43) Münin Yılmaz (Adapazarı Arifiye Kalaycılar Köyü’nden), 44) “Kasap” Kemal Çıray, 45) Murat Türker, 46) Rıfat Koyunlu, “Türk” Nail Öztoplu, 47) Süleyman Önyılmaz, 48) “Daslı” Murat Daslı, 49) Mesut X, 50) Refik Nakuş, 51) Mahmut Toplu, 52) Esat Özlü, 53) İzzet X, 54) “Sülman” Süleyman Önyılmaz, 55) Yusuf Orak.
Tatar adlarından söz ederken hep “Akay”la bitiriyordu. Yusuf Akay, Sülman Akay, Seytemin Akay gibi. Akay, ağa, ağabey, aka demekmiş. Bu arada bir iki Tatarca kelime de öğrenmiş oldum. Akay; Ağa, ağbi, ağabey, aka, ve aynı zamanda erkek, Apakay; kadın, kız, Bala; genç, delikanlı demekmiş. [Söyleşi; Fikran-Necmiye Öz. Ferit Toplu’nun destekleriyle ile 16.11.04].
Annem Necmiye (Orataç) Kiraz’ın teyzesi Bedriye Özün’ün kısaca Romanya Göç Öyküsü;
[Subaşı: Romanya Göçmenleri ve Göç Öyküleri; Subaşı Köyü’ne Köye Bulgar göçmenlerinin yerleşimi 1935’lerde ve sonraki yıllarda. Romanya Muhacirleri ise Köstence, Deliorman ve Tutrakan bölgelerinden gelmiş. Subaşı Köyü 135 Haneymiş. Eskilerde Kaytazdere üzerinde kemerli bir köprü varmış. Belediye başkanı: İsmail Fidan (2001). Köstenceli Nail Ayaz; Ahmatlar Köyü’nün şimdiki Bulgarca adı Stefan Karaca, Seremet’in adı ise Veseles. Deliroman bölgesi olarak adlandırılan yerdeki Gence, Çanakçılar, Yeniceköy ve Asfalkör köylerinden Bulgaristan Türkleri gelmiş. Bir kısmı Subaşı’na diğerleri ise Fulacık, Kızderbent, Merdigöz’e yerleşmişler].
[Ziyaret Günü; 21.07.01 & 28.07.01. Altınova-Yalova: Beyti Özün, Şükriye (Özün) Oyman, İsmail Fidan, Nail Ayaz].
**********************************************
“Sürgün ve Ölüm” Belgeseli; Yönetmen Ahmet Okur, Yapımcı Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın
-------------------------------------------------------------------
Türklerin Büyük Sürgünü
--------------------------------------------------------------------
Yüzyıllar boyunca vatan edindikleri topraklardan bin bir türlü işkence ve zorlukla uzaklaştırılan, yollarda milyonlarcası ölen Türklerin son 150 yılı büyük acılarla dolu. Bu büyük sürgün sırasında 5,5 milyon Türk ve Müslüman hayatını kaybetti. 10 milyona yakını evinden, yurdundan oldu. 150 yılda yaşanan acılar, ‘Sürgün ve Ölüm’ belgeseliyle ilk kez gün yüzüne çıkıyor.
Türklerin başta Balkanlar olmak üzere Kafkasya, Kırım ve Doğu Türkistan’dan tehciri, ilk kez bu kadar kapsamlı bir çalışmayla dile geliyor. ‘Sürgün ve Ölüm’ adını taşıyan belgeselde, Osmanlı’nın son 150 yıllık döneminde soykırım, baskı ve işkence yapılarak göçe zorlanan insanların dramı anlatılıyor. Ahmet Okur’un yönettiği belgesel filmin senaryosu Cemil Yavuz’a, müzikleri Ali Otyam’a ait. Üç yılda 130 kişilik ekiple çekilen film için özel araçla Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova ve Macaristan’da 114 bin km yol kat edildi. 13 ülke, 53 şehir ve 169 köyde çekimler gerçekleştirildi. 9 bölümden oluşan belgesel için göçü yaşayan 350 kişiyle röportaj yapıldı. Aralarında Prof. Dr. Kemal Kapat, Prof. Dr. Yusuf Hamzaoğlu, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve Prof. Dr. Mehmet Saray gibi isimlerin bulunduğu birçok bilim adamının görüşüne başvuruldu.
93 Harbi, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı... Osmanlı, bu savaşlarda yenilmekle kalmadı; çok önemli toprak kayıpları yaşadı. Bu toprak kayıpları da toplumsal travmaları getirdi. Üç kıtada hüküm süren Osmanlı, Rumeli’yi yani Balkanlar’ı kaybetmenin ızdırabını hissetti en çok da... Balkanlar’dan tehcir edilen insanların yaşadığı acılar, üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ hissediliyor. Göç aslında Türk insanına çok yabancı bir kavram değil; bu, vatanlarından zorla sürülmenin acısı...
Göç rüzgârı ilk Kırım’dan esti
1349’da Rumeli’ye ayak basan Osmanlılar için 1683’te Viyana Kuşatması’ndan sonra tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Bu kuşatmadan yaklaşık 100 yıl sonra 1774’te Kırım kaybedildi. Sadece 1783-84 tarihleri arasında 80 bine yakın Kırımlı, Kırım’dan kaçarak Osmanlı’ya sığındı. 19. yüzyıl Osmanlı için felaketler yüzyılıydı. 1856-1864 yılları arasında yaklaşık 500 bin Kafkas Müslüman da Osmanlı topraklarına göç etti. 1864’ten sonrasını da sayarsak bu şekilde Kafkasya’dan göçe zorlanan 1 milyon 200 bin Kafkasyalıdan ancak 800 bin kadarı Osmanlı topraklarına ulaşabildi. Ama asıl büyük göç ya da sürgün 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 savaşından sonra yaşandı. Balkanlar’da sonuç felaketti. Balkan Savaşı’nda 1 milyon 253 bin insan Muhacir durumuna düşmüş, 261 bin 937 kişi yani eski nüfusun yüzde 17’si katledilmiş ya da sürgünlerde ölmüştü. Savaştan önce Rumeli’de 2 milyon 315 bin Müslüman nüfus yaşıyordu. Savaşlar ve göç yollarında bu insanların 632 bini hayatını kaybetti. Sonuçta Balkanlar’da kalan Türk nüfusu bir milyon 445 bine düştü. Hakimiyet kurduğu yerlerde asimilasyon yerine insanî bir politika izleyen Osmanlı, doğduğu topraklara kağnıların üzerinde geri dönüyordu.
Kafkaslar ve Balkanlar’da yaşanan acılardan yıllar sonra Doğu Türkistan’da da Rusya ve Çin’in baskısından ve işkencesinden bunalan Türkler zorunlu bir göç yaşadı. Daha doğrusu anavatanını terk etmek zorunda kaldı. Doğu Türkistanlılar’ın bir kısmı, 1930 ve 40’lı yıllarda ata topraklarını bırakarak, kafileler halinde insanlık tarihinin en zorlu yolculuklarından birine çıktılar. Kızgın çölleri, geçit vermez Himalaya Dağları’nı aşarak, savaşa savaşa, öle öle, azala azala Hindistan’a ulaştılar. Yola çıktıktan yaklaşık yirmi yıl sonra Menderes’in davetiyle Hindistan’dan Türkiye’ye geçtiklerinde sayıları milyonlardan sekiz yüz bine düşmüştü.
Türklerin yaşadıkları acılar, 20. yüzyılın ortalarında bile devam etti. Daha önceki göçlerden dolayı sayıları bir hayli azalan Kırımlı Türkler ve Müslümanlar bu sefer Stalin’in zulmüne uğruyordu. Stalin, 1944 yılında Kırım Türkleri’nin hepsini sürme kararı verdi. Bir gece vakti yataklarından kaldırılarak hazırlanmaları için sadece 15 dakika verilen bu zavallılar, yanlarında birkaç parça eşya ile hayvan vagonlarına tıkıldılar. Yolda çoğunluğu hayatını kaybetti, hayatta kalabilenler ise Sibirya içlerine kadar götürüldüler.
Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra yeni rejimler kuruldu, ama Türklere ve Müslümanlara karşı tavır değişmedi. Burada yapılanlardan dolayı Türkler 1950 ve 1980’lerde büyük göç dalgalarıyla Türkiye’ye geldiler. 1989’da ise II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük göç dalgası yaşandı. Bulgaristan’dan 313 bin Türk doğduğu toprakları terk edip Türkiye’ye geldi. 1990’lı yılların ortasında Bosna’da yüz binlerce Müslüman Boşnak öldürüldü. Sadece Birleşmiş Milletler’in koruması altındaki Srebrenitsa’da Sırplar 12 bin silahsız insanı vahşice öldürdü. 2001 yılında da Müslüman Arnavutlar ve Kosovalılar sıkıntıya düştüler. Türkiye, hem onlardan göçmek isteyenleri kabul etti hem de güvenliklerini sağlamak için askerî gücüyle oraya gitti.
Fakat geçtiğimiz 150 yıllık süreçte, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamasıyla başlayan göçler sırasında çok acılar yaşandı. Ama maalesef yaşananları ancak yaşayanlar bildi. Dünya, Türklerin, onların akrabalarının ve diğer Müslümanların çektiklerine kayıtsız kaldı. 1800’lü yılların başından günümüze kadar en vahşi yöntemlerle öldürülen beş milyondan fazla insanımızın hesabını soran olmadı.
Şimdi ise bugüne kadar hep içimizde ‘dindirdiğimiz’ bu büyük acıyı, insanlık ayıbını dünya kamuoyuna anlatacak bir film var karşımızda. Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, yapımcılığını üstlendiği belgeseli Zeytinburnu’nda yaşayan insanlara vefa borcu olarak görüyor. Çünkü Zeytinburnu, Balkanlar’dan, Kırım ve Doğu Türkistan’dan binbir çileyle göç eden Muhacirler’in kurduğu bir semt. Sözde “Ermeni Soykırımı”na atfen “Son 150 yıllık tarihi incelediğimizde en az yüzü kızaracak olan, hatta yüzü kızarmayacak olan bizleriz.” diyen Aydın, “O zamanlar dehşetli savaşlar yaşanıyormuş, dolayısıyla herkes sıkıntı çekmiş. Ama en çok sıkıntı çeken Türkler ve Müslümanlar olmuş. Çok büyük acılar çekmişler.” diyor.
Torunlar, geldikleri yeri tanımıyor
Tüm bu bilgiler ve belgesel, akıllara, bu kara lekenin neden yabancı hatta Türk Tarih kitaplarında hakkıyla anlatılamadığı, insanların vicdanlarında gereken yankıyı bulamadığı sorusunu getiriyor. Cevabı, belgesel için yüzlerce göçmenle ve uzmanla görüşen yönetmen Ahmet Okur veriyor: “Türkiye Cumhuriyeti’nin göçmenleri karşılama, yerleştirme, onlara sosyal imkanlar ve iş olanakları sağlama açısından Osmanlı İmparatorluğu’ndan çok daha başarılı olduğu söylenebilir. Türkiye’dekiler göçmenlere kendi insanları olduğu için hiçbir sıkıntı hissettirmemiş. Anlatılmamasının sebebi bu toplumsal dayanışma olmuş. Problem olmayınca yaşananlar yeni nesil tarafından zamanla unutulmuş. Dedesinin, babasının göç hikayesini bilmeyenler var. Ama Yunanistan’a gidenler İstanbul’u ve Türkçeyi unutmamışlar. Araştırma için Yunanistan’daydım. Bir şey almam gerekiyordu, yoldan geçen bir kadına İngilizce almam gereken şeyi nereden bulabileceğimi sormaya çalıştım. Kadın yüzüme baktı ve Türkçe olarak “Neden Türkçe konuşmuyorsun?” dedi. Anne ve babası İstanbul’dan göç etmişler. O, Yunanistan’da doğmuş; ama Türkçe konuşmayı öğrenmiş. Buradan gidenler hâlâ oraya adapte olamamışlar. Ama Türkiye’de böyle bir sorun yok.” diyor.
Şükran & Teşekkür: Yönetmen Ahmet Okur, Yapımcı Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın & Gülizar Baki, http://cumaertesi.zaman.com.tr/?bl=8&hn=5140,

Sunday, November 30, 2008

Eski Limanyolu Güney, Doğu ve Batı Yaka, Kuzeyden Güneye

Eski Limanyolu Güney, Doğu ve Batı Yaka, Kuzeyden Güneye
Yazım Tarihi; 21 Ekim 2004 Pazar, Şirintepe-İzmit, Yayın Tarihi;
Eski Limanyolu batı tarafında Çenedere’ye değin uzanmakta olan kuzeyden güneyde doğru yedi ara sokak, doğu tarafındaysa kuzeyden-güneye doğru altı ara sokakla bölünür. “Macır” Mahallesi-Eski Çarşı ana yolundan sonra, batıya doğru kıvrılarak demiryolunu geçer ve ikiye ayrılırdı. Sağa doğru giden yol, Deniz Birliği sahalarına girer, oradan Derince’nin eskilerde Vapur İskelesi olarak kullandığı iskelede biterdi. Sola doğru dönen ucunun birisi, Çenedere’ye koşut olarak devam eder ve doğruca Derince Limanı’ndaki Kayık ve Mavna Kalafathanesi’ne, diğeri ise daha da sola kıvrılarak Ahmet Ağa Suyu önünden İşçi ve Memur Lojmanları’na ve İşçi Yemekhanesi yapı ve eklentilerinin önüne kadar uzanırdı.

Eski Limanyolu’nun ilk zamanlar ismi Subay Mahallesi’ymiş. Çenedere’nin doğusu ile ta Yeni Limanyolu arasında kalan mahallenin adı Deniz Mahallesi oldu. Subay Mahallesi denmesinin sebebi Eski Limanyolu’nda çoğunlukla subayların oturmakta olmalarıymış. Deniz Mahallesi doğuda Çenedere’den itibaren ta Çınarlıdere’ye kadar tamamen düz bir zemin üzerinde yer almaktaydı. Bu kesim hala da öyledir.

Sözünü ettiğim yerlerin, yerleşim öncesi yani Demiryolu ve Ankara Asfaltı geçmeden önceki halini hep merak ederim. Kim bilir derelerin böldüğü, yemyeşil renkte, ulu ağaçlarla kaplı bir ova biçimindeydi. Daha Derince Limanı, Deniz Biriliği ve Petrol Ofisi ile arada kalan diğer ufak tefek fabrikaların olmadığı zamanlardaki biçimiyle bir hayal edin bu ovayı. Buranın güzelliği Derince’nin en yüksek tepesi olan Eski Mezarlık tepesinden kim bilir ne inanılmaz ve mükemmel bir manzara sunardı insanın gözlerine. adeta Bahçecik, Yuvacık ya da Balaban sırtlarından İzmit Ovası’nı izler gibi. Hiç buralara çıkıp İzmit Ovası’nı izleyip resmini çektiniz mi bilmiyorum. İnanın bu güzellik insanı büyülüyor.

Eski Limanyolu; Doğu Yaka, Kuzeyden-Güneye; [01) Hamit; “Berber Hamit”. Marshall çalışanı. 02) Fevzi Çakmak Geçidi. Eskilerde bu ara sokak oldukça dar bir yerdi. 03) Ferruz Yıldız; “Tekel Bayii”. Dükkanı sonraları Sümer Yüzer’in ağabeyi Tahsin Yüzer çalıştırmaya başlamış. 04) Tevfik; “Tevfik’in Birahanesi”. 05) Hamza Öz; “Karslı Hamza”. “Berber Dükkanı”. 06) “Tırpanlar”ın nakliye yazıhanesi, 07) Arif Dangoz; “Romanya Göçmenleri”nden. “Kunduracı Dükkanı”. 08) Eczane Sokak. İki sıra bahçeli ev. 09) Dar Sokak. Bu köşede bir Bakkal Dükkanı vardı. Dükkan İrfan Öztoklu’ya aitmiş. 10) Fırın Sokak. 11) Fırın Sokak ile Karanfil Sokak arasındaki iki katlı evin altında iki dükkan vardı. Kuzey taraftaki “Foto Yavuz” Uras’a ait “Foto Yavuz Fotoğraf Dükkanı”. 12) Güney köşedeki Bakkal Dükkanı ise “Bakkal İsmail”e aitti. 13) Kavaklar Sokak’ın kuzey köşesine çok sonraları bir Bakkal Dükkanı açıldı. Sonraki yıllarda Nankliye Yazıhaneleri. 14) Kavaklar Sokak ile Postane Sokak arasında bahçeli evler vardı. 15) Son evden sonra Postane Sokak’a dek bu alan İstasyon Camisi önlerine dek boş alandan ibaretti. 16) Çok sonraları köşeye Sümer Yüzer’in işleteceği Kahvehane açıldı. 17) 1980’lere doğru bu boş olan tamamen doldu. Aralarda oduncu ve kömürcü dükkanı açılmıştı. Sadece kahvehaneler vardı. 18) Postane Sokak. Salıpazarı’nın kurulduğu yer. Muhacir Mahallesi’ne ulaşan İkizler Sokak’la kesiştiği alan. 19) Postane Sokak’ın güney köşesindeki iki katlı yığma tuğla evin altında iki dükkan vardı. Güney köşedeki kesinlikle Bakkal Dükkanı’ydı. 20) En son sokak Karanfil Sokak. İstasyon Yapısı’na uzanan yol. Akasya ve Çınar ağaçlarının bol olduğu, bahçeli evlerin yan yana dizildiği yerler. 21) Karanfil Sokak’ın Demiryolu tarafında kalan evler DDY Lojmanları’ydı. Bakımlı, bahçe içerisinde farklı yapılardaki konutlardan oluşmaktaydı].

Eski Limanyolu, Batı Yaka, Kuzeyden-Güneye; Eski Limanyolu’nun yerleşim şeklini ve durumunu anımsamaya çalışacağım. Önce batı taraftan ta Demiryolu’na kadar gidecek, o zamanları hayal edip, ara sokaklara dalıp kaybolacağım. Ardından Doğu Yaka’ya bir göz atacağım. Asfalttan sonra Batı Yaka’da ilk sokak Kemal Acun Sokak ile ikinci sokak İnce Sokak arasında yer alan yapıda bir 01) Marangozhane yer alırdı. Abdullah Olgun’arındı sanırım dükkan ve yapı. Asfalt ile birinci sokak Kemal Acun Sokak arasında bir yapı yoktu. Marangozhane’nin önünde ya da yanında bir 02) Kahvehane vardı. Sonraki dükkan da 03) “Terzi Kadem” Yavuz varmış. İnce Sokak’ın güney tarafında 04) “Tatarlar”dan “Yoğurtçu Remziler” Erdemir’lerin “Yoğurt İmalathanesi” olmalıydı. Bu sokağın köşesinden itibaren üçüncü sokağa Yeşil Sokak kadar yan yana evler vardı. Bu dükkanlardan bir tanesi 05) Bahattin Amca’nın Çayocağı imiş. İnce Sokak köşesindeki yapının altında ise o zamanlara göre oldukça büyük bir 06) Bakkal Dükkanı vardı. Bu bina Adem Tüysüz’e aitmiş. Bakkal dükkanını, çok sonraları Dumlupınar Mahallesi muhtarı Mustafa Keskin’nin oğlu Nazmi Keskin devir alıp işletmeye başlamış. 07) Dumlupınar Muhtarlığı sokak içinde ama güney tarafta küçük bir dükkandaydı. Yeşil Sokak’ın güney köşesinde yer alan arsa boştu. Burası hala boş. Bir kısmını sokak yolu ile birleştirip araba parkı yapmışlar. Geri kalan kısmı ise büyük meyve ağaçları ile dolu, terk edilmiş bakımsız bir bahçe görünümünde. Kıbrıs Sokak girişinde ise sağlı sollu evleri anımsar gibiyim. Burada 08) Remzi Karakaş sonraki yıllarda bir Ekmek Fırını açmıştı ve bu fırın hala çalışmaktadır. Yapı ve arsanın sahibi Dr. Tahsin Özbek imiş. Çiğdem Sokak ise daha bir başka durumdaydı. Sokağın güney köşesinde yer alan arsa oldukça büyüktü. İçinde meyve ağaçları vardı ama etrafında herhangi bir bahçe çiti ya da duvarı mevcut değildi. Sokaklar genelde yan yana bahçeler ve bahçelerin geri taraflarında yapılmış evler biçimindeydi. Mutlaka her bahçenin bir duvarı vardı. Ya kerpiç ve briketten ya da ağaç çıtalardan. Bu sokak, sanki ortada bir yerden başlardı. Ortasına kadar olan kesimde yer alan bahçeler boş gibiydi. Nilgün Sokak bizim için bir başka özellik arz ederdi. Derince’nin bize yakın Yazlık Sineması bu sokağın içersinde, güney tarafında yer alırdı. Bahçe duvarı brikettendi. Sandalyeler ağaçtan ve bir birilerine arkalarından tahta çıtalarla tutturulmuş yan yana bitişik biçimde. Adı 09) Deniz Sineması idi. Sahnesi beton duvardandı diye anımsıyorum. Sokak oldukça dardı ama hala yerinde duran ev oldukça konforluydu. Sinema Üst İstasyon Caddesi’de yer alan İkinci Yazlık Sinema’nın sahibi “Elektrikçi Yüksel” Dürge’ye aitmiş. Sinemadan sonraki sokağın adı Güzel Sokak. Güzel Sokak’tan sonra bir ara sokak benzeri yer vardı ama sokak denilemezdi. Çıkmaz sokağa benziyordu. Nur Sokak. Sonraları bu çıkmaz sokağın kuzey köşesine bir yapı inşa edildi ve altına 10) Bakkal Dükkanı açıldı. Güney köşesine de bir yapı yapıldı ve çatısı yoktu. Bunun altında açılan bir 11) Bakioğlu Nakliye Acentesi’nde bir yıla yakın çalışmıştım. Reşat Bakioğlu’na ait acente.

İkizler Sokak, “Macır” Mahallesi’nden gelip Postane Sokak’a bağlanırdı. Bu sokağın her iki tarafı meyve bahçesiydi. “Macır Mahallesi”ne doğru gidildiğinde sol tarafta patika benzeri bir ara sokak vardı. Buna da pek sokak denilemezdi ya! İkizler Geçidi. Buranın normal sokak haline dönüşmesi sonraki yıllara rastlar. Bu sokağın kuzey tarafında yan yana balkonlu tek katlı iki ev vardı. Evlerden birisi Kurtaran isimli arkadaşların eviydi.

Kurtaran çocukluğumuzda da şişmandı ve uzun yıllar bu şişmanlığını korudu ve belki de hala şişmandır. Ara sokak ile dere arasında kalan yerde iki ev yer alırdı. Birisi taraçalı ve bodrum katlıydı. Eski Limanyolu’nun hem batısında hem de doğusunda yer alan ara sokakların pek değişmediğini gözledim. Buralara yaptığım görüntüleme ve anıları tazeleme gezilerimde gördüm ki buralar nerdeyse aynı özelliklerini korumaktalar. Ankara Asfaltı altının gözden düşmesi ve buraların ilgi dışı kalması bunda etkili olmuş galiba. Hele bazı sokaklar adeta çocukluğumdaki gibiydi. Ben bir an kendimi on iki on üç yaşlarında duyumsadım. İnanılmaz duygular yaşadım.

Eskileri anlatırken bugünkü sokak ve cadde adları kullanılmıştır. Derince belediye olduktan sonra birçok sokak, cadde, mahalle ve semt adı değiştirilmiştir. Eskilere ait isimleri anımsayanlar lütfen bana erişsinler.
© Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazı ancak kaleme alanın önceden yazılı izni alınarak tekrar yayınlanabilir ya da dağıtılabilir. © Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved. This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author. Written & Edited By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on various dates.

Access Info; Erkan KIRAZ; Work Address; Import & Export Expert, Toyota Otomotiv Türkiye A.S. P.K.161, Adapazari, Nehirkent 54000, Turkey. Tel: +90-264-295 10 82 Direct, Fax: +90-264-295 00 82,
erkan.kiraz@toyotatr.com Home Address; Kentsa Sitesi. A15, D: 1, Alikahya-Izmit, Turkey. Home Tel; +90-262- 319 41 00, GSM; +90-532-613 31 02, E-Mails; erkankiraz@yahoo.com, erkankiraz-41@hotmail.com, URLs; http://www.mtuncel.com, http://www.gezinotlari.net, http://erkankiraz.blogspot.com, http://erkankiraz.multiply.com/, http://www.panoramio.com/user/2404315.

Eski Limanyolu Üst, Kuzeyden Güneye

Eski Limanyolu Üst, Kuzeyden Güneye
Yazım Tarihi; 20 Ekim 2004 Cumartesi, Şirintepe-İzmit, Yayın Tarihi;
Günümüzdeki adı Fevzi Çakmak Caddesi olan Eski Limanyolu’na Denizciler Caddesi tarafından inen yol ve çevresinin eskilerdeki durumunda söz edeceğim. Eski Limanyolu, Alt ve Üst diye ikiye ayrılırdı. Ayrım elbette ki günümüzdeki adı D-100 olan, ilk zamanlardan beri Ankara Şosesi, Ankara Asfaltı anılan yoldu.

Aslına bakılırsa çok eskilerde böyle belirgin bir ayrım var mıydı pek bilmiyorum. Ama söz ederken nereden söz edildiğini belirlemek için çocukluğumda ve gençlik günlerimde üst ve alt eklemeleri yapılırdı Limanyolu adına. Üst Eski Limanyolu’nu Batı Yakası ve Doğu Yakası olarak ele alacağım. Anlatımı kuzeyden güneye doğru yapacağım.

İlkin Batı Yakası’nda neler vardı ona bir bakalım. Sokak başında “Lazlar”dan “Muhtar” Kadir Uzuner’e ait bir bakkal dükkanı. Hem muhtarlık işlerini yürütürdü hem de halka günlük hizmet sunardı burada. Bitişiğinde, sokak tarafında yine ona ait Uzunoğlu Kıraathanesi vardı. Kahveden güneye doğru ta Ankara Asfaltı’a değin boş arasalar vardı. Bu boş arsalar kimlere aitti acaba?

Bu alan sonbahar ve kış döneminde genellikle su ile dolardı. Çok sonraları kahveden sonraki yere bir apartman dikilmişti. İlkin bir Yoğurtçu Dükanı açıldığını anımsıyorum. Daha alt tarafa yıllar sonra tek katlı bir konut dikilmişti. Çatısı yoktu. Burada da bir Kahvehane açılmıştı. Yapı kime aitti, kahvehane kimin tarafından çalıştırıldı bilmiyorum. Çoğunluğu gençler doldururdu kahvehaneyi. Deprem öncesi zamanlarda çatısız yapının yerine dikilen apartmanın yıkıldığı söylenmişti. Şimdi D-100 kenarı ikincil yola koşut yükselen blok apartman, çok sonraları yapılmıştır. Eskilerde onun yer aldığı alanın batı köşelerinde bir iki iğreti meye ve ağacı olduğunu silik biçimde anımsamaktayım. Bu kesimi benden daha berrak anımsayanların desteği güzel olur aslında.

Yolun Doğu Yakası’nda kuzey köşede yer alan şahane bahçe, briketten bir duvarla çevriliydi. Duvarın üst kesitlerinde betona camlar kakılmıştı. Amaç bahçeye istenmeyen kişilerin girişlerinin engellenmesi. Bahçe, lakabı “Tıktık İbraam” olan ve öyle anılan “Tatarlar”dan İbrahim Kurt adlı bir amcaya aitti. Lakabının Dığıdık olduğunu da ileri sürenler var. Ama biz Tıktık olarak bilirdik.

“Tıktık İbraam Amca” bahçesi ile çok ilgiliydi. Çok özenli, ilgili ve biz çocuklara göre de oldukça bilgili bir kişiydi. Galiba hiç evlenmemişti. Veya yalnız yaşıyordu. Ya da ne bileyim biz onu öyle biliyorduk. Ama Şükrü isimli bir oğlu ve Sabiha isimli bir kızı olduğunu yaptığım söyleşilerden öğrendim. Bahçesi ile ilgilenmeyi çok severdi. Bahçesinde her tür sebze yetişirdi. Soğan, Kıvırcık ve Karalahana’ları hala anımsıyorum.

Bahçenin kenarlarında bazı ağaçlar vardı. Ancak ne ağaçları olduklarından pek emin değilim. Bahçenin Denizciler Caddesi tarafında, doğu köşesinde iki katlı bir ev ve onun hemen güney köşesinde tek katlı kendi evi vardı. Bahçenin Denizciler Caddesi ile Üst Eski Limanyolu’nun kesiştiği köşede, yani kuzey-batı köşesine bir büfe açılmıştı. Ondokuz Mayıs Büfesi. Bu büfe uzun yıllar burada varlığını korudu. Büfe “Abazalar”dan Adnan Tok’un abisi Özkan Tok’a aitti.

“Tıktık İbraam” amcanın bahçesinin hemen altında, dar bir patika yol vardı. Bu patikayla diğer ara yola yani Engin Caddesi’nin Denizciler Caddesi’nin bölüp güney tarafa uzandığı yola çıkılırdı. Ara sokaktan devam edildiğinde bugünkü Talgır Sokak olan eskilerin Yeni Hamam Sokağı’na geçilirdi.

Üst Eski Limanyolu’nun güney-doğu köşesinde hala sinema biçimindeki özelliğini koruyan yapı, Sinema yapısı ne zaman yapıldı anımsamıyorum. Sinema Cevat & Necati Şahin kardeşlere aitmiş. Sinema 1980’lerde filan kapandı. Üst katı kahvehane salonda düğün salonu olarak kullanıldı. 2004’lerde Kuzey Fevzi Çakmak Caddesi’ne bakan yüzünde mobilya mağazası açıldı.

Ancak sinemanın güney tarafında, sinemadan çok önceleri sadece iki katlı bir ev vardı. Sinemanın tam güney tarafındaydı. Çatısızdı. İki bölüm halindeydi. Evin önü Ankara Asfaltı’na bakardı. Batı köşesinde ilk zamanlar bir Bakkal Dükkanı varmış. Bu bakkalı kimin işlettiğini bilen var mı acaba? Sonradan bir fotoğraf stüdyosu açılmıştı buraya. Hüseyin Ayçiçeği’nin “Foto Aile” adlı fotoğraf stüdyosu. Şimdilerde Üst İstasyon Cadddesi’ninde Doğu Yaka’da hizmet veren “Foto Aile”nin eskilerin “Foto Aile”siyle bir ilgisi yok.

Yeni “Foto Aile” stüdyosunu çalıştıran Zeki Şahin ile bir ara ayaküstü muhabbet fırsatımız olmuştu. Sağ olsun bizi kırmamış sorularımıza kısa yanıtlar vermişti. Hüseyin Ayçiçeği hala Derince’de ikamet etmekteymiş. Çocukları ise baba mesleklerini Tütünçiftlik’te kuzey kesimde yer alan ana cadde üzerinde yürütmekteymişler. Amacımız hem bilgi almak hem de eskilerde Derince’de çekilmiş olası resimlerin izini sürmekti. Zeki Şahin 1970 doğumlu ve Derince’ye de 1984’lerde gelmiş.

“Foto Aile”nin batı köşede ise odunla çalışan bir Kara Fırın vardı. Ekmem Fırını yani. Hürriyet Ekmek Fırını’ydı adı. Fırın Hüseyin Çavuş’a aitmiş. Buraya fırın ekmeği almaya geldiğimi anımsıyorum. Hem de müthiş bir bir olayı da anımsamış oldum. Hayal meyal. Emin değilim. Yanıldığımı söyleyen çıkmazsa anımsadığımı doğru kabul edeceğim. Ben bu fırından “Ekmek Fişleri”yle ekmek aldığımı anımsıyorum. Bu fişlerin nereden dağıtıldığını bilmiyorum. Ama biz hep beş ekmek alırdık. Ya beş ekmeklik bir fişti bu, ya da birer adetlik ekmek fişleriydi söz ettiğim.

“Fırın Ekmeği” ya da “Francala” tabir ederdik. Çünkü ortalama her aile kendi ekmeğini kendi pişirir ve saklardı. Bahçelerde kurulu Ekmek Fırını’larında pişen ekmeğe de “Ev Ekmeği” derdi. Ekmekler galiba haftalık pişerdi. Rengi fırın ekmeğine göre daha koyuydu. Ekmek sert kabukluydu. Fırın ekmeği ise bildiğimiz tarzda idi. Biz çocuklar için bu oldukça çekici bir lükstü. Ancak, ailelerimiz için her zaman Fırın Ekmeği almak o denli cazip değildi. Ekonomik olarak.

O günkü koşullar altında ta Tarla’dan buraya gelmek biz çocuklar için pek kolay değildi. Evden buraya değin Ankara Asfaltı kıyısı ve bugünkü Derince Lisesi arsası da dahil, bu kesite değin hep çalılık ve fundalıktı. Bazı ağaçların boyları da oldukça yüksekti. Şahinler Sineması kıyısındaki patika yolun Ankara Asfaltı tarafında “Lazlar”ın, hala belli köylerde rastlanılan tarzda evleri vardı. Ahırları ve Mısır Depoları. Semaderler yani. Hani iki katlı olanlar. Dört ayak üzerine oturtulmuş ve üst katı kapatılmış tarzda olanlar. Evin sokak tarafında ağaçlar vardı. Günümüzde ulu kavak ağaçları duruyor. Aynı ağaçlar olabilir.

Sineme aile ev arasındaki meyve bahçesi boştu. Hala da boş. Ankara Asfaltı tarafı ta Geçit’e dek yolun zeminine göre daha aşağıda kalıyordu. Burada yürüyenler yolun güney tarafını göremiyorlardı. Hatta yolun hemen kıyısında ince, keçi yoluna benzer dar bir yürüme yolu vardı. Çukurluk alana yağmurlu havalarda su dolardı. Daha doğu tarafa yürümek isteyenler bu patika yoldan giderlerdi.

Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. Ferit Toplu ve Metin Sandalcı’nın sağladığı iki adet resim var. 1963 ve 1969’larda çekilmiş. Kırk küsur senelik zaman diliminde köyden kente dönüşen Derince’nin kabuk değişimini görüyor bakan.

© Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazı ancak kaleme alanın önceden yazılı izni alınarak tekrar yayınlanabilir ya da dağıtılabilir. © Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved. This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author. Written & Edited By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on various dates.

Access Info; Erkan KIRAZ; Work Address; Import & Export Expert, Toyota Otomotiv Türkiye A.S. P.K.161, Adapazari, Nehirkent 54000, Turkey. Tel: +90-264-295 10 82 Direct, Fax: +90-264-295 00 82,
erkan.kiraz@toyotatr.com Home Address; Kentsa Sitesi. A15, D: 1, Alikahya-Izmit, Turkey. Home Tel; +90-262- 319 41 00, GSM; +90-532-613 31 02, E-Mails; erkankiraz@yahoo.com, erkankiraz-41@hotmail.com, URLs; http://www.mtuncel.com, http://www.gezinotlari.net, http://erkankiraz.blogspot.com, http://erkankiraz.multiply.com/, http://www.panoramio.com/user/2404315.

Açık Teşekkür

Açık Teşekkür
Yazım Tarihi; 22 Eylül 2004 Çarşamba, Şirintepe-İzmit, Yayın Tarihi;

Derince’nin Öyküsü’nü kaleme alma çabamda birçok kişinin katkısı var. Öyküyü derlemek, tasarlamak ve harmanlamak bana ait olsa da minnettar olduğum, kendimi borçlu saydığım ve adlarından söz etmek istediğim birçok kişi de var. Yadetmek, ruhlarına bir selam yollamak istediklerim de.

Derince’ye bilerek ya da ayrımına varmadan birçok birey biçim vermiş. Öncelikle onun biçimlenmesine katkı sağlayanların ruhları şad olsun. Ona biçim verenler elbette sadece Türkler değil. En baştan günümüze dek birçok kişi Derince’nin biçimlenmesine destek sağlamış. Bir dirhem dahi olsa katkı sağlayanlara minnettarlığım sonsuz. Hepsine yürekten teşekkür ediyorum..

Aşağıda adlarını sıralayacaklarım abecesel bir dizinde sıralanmadı. Öncellik ve ardıllık söz konusu değil. Herkesin katkısı, desteği, candanlığı, gösterdikleri konukseverlik ve yüreklendirmeleri eşit. Önemli olan adlarının yad edilmesi..

Öncelikle ve ilkin rahmetli babam Mehmet Kiraz ve annem Necmiye (Orataş) Kiraz’a. Derinceli olma sebeplerim. Onun çok kahrını çeken ama sefasını süremeyen kişilere.. Sonrası derin ve geniş sabrından dolayı sevgili eşim Hanife (Aykan) Kiraz’a. Sevgili çocuklarım, nur tanelerim Bengisu ve Aybüke Beren’e.
Dertlenip şikayetçi olmadıkları için. Sürekli destekledikleri ve yüreklendirdikleri için ablam Heyecan Kiraz, kız kardeşlerim Hanife Kiraz ve Huriye (Kiraz) Ofluoğlu’na....

Kadim dostum Halit Altuntaş’a Derince’ye hizmet sağladığı ve gazetesinde bana köşe verdiği için, ilkokul arkadaşım “ProfesörAdnan Yüksel Çevik’e, ablası ve eniştesi Mecit-Hanife Toksöz’e “Turan Sokak” ve çevresini anlattıkları için, “Gönül Berberi”nin sahibi Mustafa Direk’e gönüldaşlığı için, “Derince Eczanesi”nin sahibi Ahmet Sunmak’a “Üst İstasyon Caddesi” hakkında bilgileri için, ilkokul arkadaşlarımdan İsa Batur’a, “Hamam Sokak” ve çevresi hakkında bilgi sağlayan “Hacı Veli Toplu”nun torunu Caner Toplu’ya...

Eski Çarşı”dan Nizamettin Balcı’nın oğlu Cemalettin Balcı’ya konukseverliği ve candanlığı için, “Merkez Camisi” çevresi ve “Tatarlar” hakkında sağladığı bilgiler için Berber Turan Günaydın’a, “Piriries İlkokulu” öğretmenlerinden, baba dostum Emin Yıldızhan ve sevgili oğlu Fevzi Yıldızhan’a, “44 Evler” hakkında bilgi sağlayan ilkokul arkadaşlarımdan Feridun Özkan’a, “Sarısakal”ın torunlarından Kadir Akyol’a...

Turan Sokak” kuzey tarafına ait bilgileri için, “Eski Çarşı”nın ilk berberlerinden “Cici Berber”in sahibi Lütfü Özkan’a sabrı ve konukseverliği için, “Eski Çarşı”nın en eski kunduracılarından Mehmet Meriçli’nin kızı ve damadına “Elektrik Trafosu” çevresine ait bilgilerinden dolayı, ilkokul arkadaşlarımdan “SıçanMetin Uysal’a ”Macir Mahallesi” hakkında verdiği bilgiler için, “Sucu MehmetDurmaz’ın oğlu Nazmi Durmaz’a, “Üst İstasyon Caddesi” berberlerinden Necmi Pala’ya, “Ali Osman Suyu” çevresi hakkında bilgileri için sevgili Recep Aslantaş’a...

YoğurtçuSaim ve Cengiz Erdemir’e, Salih & Salim Siyahdemir’e, “SüpürgeciSalih Çelik’e, “Derince Eczanesi”nin kıdemli kafası Sami Sivri’ye, “SobacıŞenol Çamlıca’ya, Shell emeklisi, “Nogay Tatarları”ndan Şevket Çalık’e, “Mühendis Ethem Ciliv”in araç parkı alanı bekçilerinden Mehmet İlkman’ın oğlu, “BekçiTahsin İlkman’a, “Mahle Piston EmeklisiTurgut Keskin’e, Derince Şoförler Odası Başkanı, ilk dolmuş sürücülerinden Hüseyin Çepil’e, “Derince Fen İşleri Şefi”, rahmetli İsmet Erol’un oğlu Hüseyin Erol’a, “Gazeteci Muzaffer”in oğulları Metin ve Mehmet Sandalcı’ya…

Sevgili dostum, “Artinvinli Gürcü”lerden Reşat Keçeci’ye, “Kaşkaldere”li Lazlar’dan çocukluk arkadaşım Fazlı Küçük’ün kardeşi Selahattin Küçük’e, en eski tüp-taşıyıcılarından, “Eşek Yaşar” lakaplı Yaşar Deniz’e, ilkokul arkadaşlarımdan Zafer Balı, Osman Yalçınkaya, Mustafa & Kemal Atmaca’ya, hala ve sabırla “Turan Sokak” yerleşiklerinden Mehmet Akın’a, Eski Limanyolu berberlerinden Hamza Öz’e, Hanis Günaydın’ın oğlu Adnan Günaydın’a, “Tatar Emrullah Amca”nın oğlu Nurdoğan Dizbay’a, derin belleği, tatlı tebessümü ve sıcak dostluğu için Ali Kızılkaya ve oğlu, değerli dostum Hüseyin Kızılkaya’ya, Saray ve Birlik Taksi çalışanlarına, Turgut Reis İlkokulu Müdürü Fazlı Cengiz’e, Yeni Cumhuriyet İlkokulu ve Pirireis İlkokulu müdürlerine, Derince Liman Müdürü Mehmet Akif Ersoy’a, Derince Limanı Personel Müdürü Ahmet Seven’e, eski Travers Fabrikası Müdürü Fahrettin Ağiç’e.

Hüseyin Balcı ve Ahmet Yolalan’a, beni sürekli destekleyen, yüreklendiren ve yönlendiren dostlarım, iş arkadaşlarım, eski Derincelilerden Gökhan Yiğit ve Hakan Doğan’a candan teşekkürler..

Yukarıdakilerle sınırlı olmamak ve adları anılmayanları da kapsayacak biçimde, Derince’yi adım adım dolaşırken bana yardımcı olanlara, adlarını anımsayamadığım, güleç yüzlerini unutmadığım dost Derincelilere minnettarlığımı ifade etmek isterim.

Bunlardan başka ayrıca ve özellikle rahmetli Mustafa Kemal Atatürk’e Derince’ye yaptığı ziyaret için, yaveri Cevat Abbas’a “Köşk”ü Derince’ye hediye ettiği için, Sultan Abdülaziz’e Haydarpaşa-İzmit Demiryolu Hattı ve Derince Limanı projesi için, derli toplu olarak “İzmit Tarihi”ni ilk yazanlardan ve Derince ve çevresinden ilk sözeden, rahmetli Avni Öztüre’ye, “Memleketim’den İnsan Manzaraları” adlı eserinde “Derince’de durdu tren.” diye söz eden Nazım Hikmet’e hayır ve dualarımı iletiyorum.

Internet ortamında tanıştığım, çoğunun yüzlerini dahi göremediğim dostlarımdan Savaş Karakaş’a, Mustafa Tunçel’e, Türk dostu Jean Patrick Charrey’e, İngiltere’de mukim Saime Timms’e minnettarlığımı belirtmekten kıvanç duyarım.
© Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazı ancak kaleme alanın önceden yazılı izni alınarak tekrar yayınlanabilir ya da dağıtılabilir. © Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved. This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author. Written & Edited By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on various dates.

Access Info; Erkan KIRAZ; Work Address; Import & Export Expert, Toyota Otomotiv Türkiye A.S. P.K.161, Adapazari, Nehirkent 54000, Turkey. Tel: +90-264-295 10 82 Direct, Fax: +90-264-295 00 82,
erkan.kiraz@toyotatr.com Home Address; Kentsa Sitesi. A15, D: 1, Alikahya-Izmit, Turkey. Home Tel; +90-262- 319 41 00, GSM; +90-532-613 31 02, E-Mails; erkankiraz@yahoo.com, erkankiraz-41@hotmail.com, URLs; http://www.mtuncel.com, http://www.gezinotlari.net, http://erkankiraz.blogspot.com, http://erkankiraz.multiply.com/, http://www.panoramio.com/user/2404315.